top of page

DUNE EVRENİNDE HAYATTA KALMA REHBERİ I : STILLSUIT


“(…)Bir Fremen, öldüğünde ve suyu alındığında halkıyla yaşamaya devam eder. Bu, onun için büyük bir lütuftur. Bir insanın eti kendisine, suyu kabilesine aittir.(…)”


 

Tarih boyunca insanlığın gelişimi bilim ve teknolojinin ışığında ilerlemiştir. Tabii ki bu ilerleme yıkım ve felaket senaryolarını da beraberinde getirmiştir. Bunun en belirgin örneklerinden biri nükleer silahların keşfi ve 1945 yılında kullanılmasıdır. Hiroşima ve Nagasaki bir anda yok olmuş ve binlerce insan hayatını kaybetmiştir. İşte tam olarak bundan 20 yıl sonra yazılmış Dune serisi, teknolojinin çok ilerlemesiyle insan ırkının kendi yarattığı robotlar tarafından esir alındığı ve teknolojinin yıkıcı etkisinin görüldüğü; daha sonrasında ise uzun yıllar boyunca verilen savaşlar sonucunda bu robotların yok edilmesi ve teknolojinin sınırlandırılarak kullanılmasına karar verilen bir gelecekte geçen bilim kurgu eser serisidir.





Frank Herbert, içinde yaşamış olduğu dönemi, dönemin liderlerini ve farklı coğrafyalardaki insanların hayatlarını teknoloji ile harmanlayıp müthiş bir bilim kurgu eserine dönüştürmüştür. Bu bilim kurgu eserinde kullanılan teknoloji, robotlara karşı verilen Butleryan Cihadı öncesine göre oldukça geri kalsa da günümüz teknolojisi için hala ileri bir seviyededir. Bu serimizde, teknolojinin kısıtlı olmasına rağmen insanların uzay kolonileşmesinin getirisi olan uyum süreçlerini hızlandırmak ve arttırmak için geliştirdikleri teknolojik aletleri ve bu aletlerin neden bu şekilde tasarlandığını inceleyeceğiz.

Bilgisayar ve yapay zekanın kullanımının yasak olduğu Dune evreni, aynı zamanda intergalaktik bir yapıdadır. Bu yüzden galaksiler arası seyahat çok kilit bir noktadadır. Çünkü yapay zekâ ve bilgisayar kullanımı olmadan bu seyahatlerin yapılması bizim için imkansız gibi gözükse de Dune evreninde bunu yapmanın bir yolu mevcuttur. Bunu yapmak için gereken hammadde “baharat” ismi verilen ve sadece Arrakis gezegeninden elde edilen bir maddedir. Bu madde bağımlılık yapıcı bir maddedir ve insanlar üzerinde insan algılarını geliştiren, geleceği görmelerini sağlayan bir etkiye sahiptir. Baharat sayesinde yetiştirdikleri pilotlar gezegenler arası seyahat yapmalarına olanak sağlar. Dune evreninde baharat çöl solucanları tarafından üretilen, çok zor hasat edilen ve galaksinin en önemli maddesi konumundadır. Ancak Arrakis yerlileri olan Fremenler için durum böyle değildir.

Fremenler galaksideki en değerli maddenin üstünde yaşamalarına rağmen, onlar için hayatlarında en zor bulunan ve en önemli madde sudur. Fremen gelenek ve görenekleri onların suya verdikleri değerin ifadesidir çünkü kültürlerini tamamıyla mevcut suyu korumaya yönelik şekillendirmişlerdir.


Birisi sizi yere tükürerek selamlarsa bunun kaba bir hareket olduğunu düşünür, hatta hakaret kabul edersiniz. Filmi izleyen ya da kitabı okuyanların da bildiği gibi gezegene yeni gelen Atreidesler de ilk başta öyle düşünüyorlardı. Oysa ki bir Fremen yere tükürerek en değerli maddesi olan suyun bir kısmını boşa harcamış oluyor. Bir Fremen için bundan daha büyük bir saygı ifadesi olabilir mi? Ölen bir kişinin arkasından gözyaşı dökmek de öyledir. Kişi, ölen kişiyi o kadar çok seviyor ki vücut sıvısını onun için harcıyor. Bir insan bunu yapıyorsa o kişinin ölümüne çok üzülmüş demektir. Fremenler buna “ölüye su vermek” derler ve bu onlar için hayranlık uyandırıcı bir şeydir. Fremenlerde bir kişi öldüğü zaman hemen alet edevatı toplayıp onun beden suyunu alırlar. Bir Fremen, öldüğünde ve suyu alındığında halkıyla yaşamaya devam eder. Bu, onun için büyük bir lütuftur. Bir insanın eti kendisine, suyu kabilesine aittir. Çok ağır suç işlemiş kişilerinse suyu alınmaz ve çöle dökülür. Örneğin, su çalmak çok büyük bir günahtır. Bunu yapanlar öldürülür ve suları alınmaz, çöle dökülür.


Fremenlerin savaşlarda elde ettiği en değerli ganimetse sudur. Öldürülen her bir düşman askerinin beden suyu en büyük ganimettir. Bu gibi geleneklerden suyun bir Fremen için ne kadar önemli olduğunu anlamışsınızdır. Peki bu çöl insanları ellerindeki mevcut suyu nasıl koruyorlar: Orijinal ismi “Stillsuit” olan damıtıcı giysiler sayesinde.



“Stillsuit” yani damıtıcı giysiler, Fremenlerin suyu korumak için geliştirdikleri bir teknoloji. Kitapta gezegen bilimci Liet-Kynes, damıtıcı giysiyi “Temelde bir mikro-sandviç - yüksek verimli bir filtre ve ısı değişim sistemi. Deri temas tabakası geçirgendir. Ter, bunun içinden geçerek bedeni serinletir... normale yakın buharlaşma süreci. Sonraki iki tabaka . . . ısı değişim filamentleri ve tuz çökelticilerini içerir. Tuz geri kazanılır. Vücudun hareketleri, özellikle nefes alma ve bazı osmotik hareketler, pompalama kuvvetini sağlar. Geri kazanılan su, su ceplerine gelir ve suyu boynunuzdaki pensle sıkıştırılmış bu borunun içinden çekersiniz. İdrar ve dışkı uyluk yastıklarında işlenir. Açık çölde, bu filtreyi yüzünüze takarsınız, bu tüp burun deliklerine bu tıkaçlarla sıkı bir şekilde oturmasını sağlar. Ağız filtresinden nefes alın, burun tüpünden dışarı verin. Çalışır durumda bir Fremen giysisi ile günde bir yüksük nemden fazlasını kaybetmezsiniz..." şeklinde tanımlamıştır.



Her ne kadar mükemmel işleyen bir teknoloji gibi gözükse de “The Science of Dune” kitabında, NASA çalışanı John C. Smith damıtıcı kıyafetle alakalı şunları demiştir: “Stillsuits termodinamik ilkeleri ihlal ediyor gibi görünüyor ve muhtemelen en azından Herbert tarafından açıklanan biçimde çalışmayacak. Dışa aktarılan terden suyu yoğunlaştırma yöntemine değinilmemiştir, bu şaşırtıcı değildir çünkü yoğunlaşma giysinin en azından bir kısmını soğutmak için bir mekanizma gerektirir.”


Bu kitap 1965 yılında yayınlanmış olmasına rağmen günümüzden binlerce yıl sonrasına ait bir teknolojiyi anlatıyor. Şu anki bilgi birikimimizle bunun gibi bir sistemin işlevsel olarak üretilmesi çok zordur. Ayrıca damıtıcı giysinin rengi konusunda da birçok tartışma bulunmakta. Mesela, 1984 yapımı David Lynch’in Dune filmindeki damıtıcı giysisi siyah renktedir. İnsanlar bunun üzerine tartışırken her ne kadar siyah renkli olmasının çöl ortamında hayat şartlarını zorlaştıracağını söyleseler de 1980’lerde yapılan bir araştırmada bir bedevinin çöl ortamında siyah ya da beyaz kaftan giydiğinde emdiği ısı miktarının aynı olduğu görülmüştür. Çünkü sıcaklık tene ulaşana kadar siyah kıyafet tarafından çoktan emilmiş oluyor ve deriye temas eden ısı miktarındaki değişim renge bağlı olmaktan çıkıyor. İsrail’in güneyinde bulunan Negev Çölü’nün yerlilerinin siyah giymesi buna bir örnek olarak gösterilebilir.





Kostümün siyah renkli olmasının bir başka sebebi de Fremenlerin gece hareket etmeleri ve sıcaklığın en yüksek sıcaklıkta olduğu zaman mağaralarında olmalarıdır. Ayrıca bu filmde kullanılan kostümün tasarımcısı Bob Ringwood, bu tasarımıyla Satürn Ödülleri’nde “En İyi Kostüm Tasarımı Ödülü” nü almıştır.









Bir başka damıtıcı giysi örneğini mini dizi şeklinde yayınlanmış olan Dune dizisinde görüyoruz.



Buradaki tasarımın rengi kum rengine daha yakın olduğunu görüyoruz ancak fütüristik bir yapıya sahip olmadığı için çok da ilgi çekici ve konuşulmaya değer bir kostüm sayılmaz.




Bence şu ana kadarki en iyisi, 2021 yapımı Dune damıtıcı giysisi. Hem fütüristik görüntüsü hem de çöl ortamına daha uygun rengiyle daha önceki her iki kostümün en iyi özellikleri alınarak tasarlanmış bir kostüm. Bob Morgan ve Jacqueline West’in tasarladığı bu yeni damıtıcı giysinin başlıca ilham kaynağı da 1984 yapımı kostüm.






Bu yazımda anlatmış olduğum teknolojinin çok daha ilerisinde ve çok daha etkileyici teknolojileri içeren Dune serisi, bana göre, sadece bir bilim kurgu değil, iyi bir tasarım ve teknolojinin geliştirilmesi için gerekli olan her bir faktörü ve detayını tek tek işleyen benzersiz bir ilham kaynağıdır. Dune evrenindeki bu teknolojilerin detaylarını, neden bu şekilde tasarlandığını ve nasıl çalıştığını açıklamaya çalıştığım bu yazı serisinin bir sonraki yazısında görüşmek üzere.







99 views0 comments

Recent Posts

See All

Comments


Post: Blog2_Post
bottom of page